11 Eylül 2014 Perşembe

Sin Tapınağı / Şanlıurfa ve Bir Kralın Rüya Görümleri


Sin Tapınağında görevli olan Sin'in takipçilerinden bir başrahibe olan Adda-Guppi, Tanrı Sin'e adaklar sunarak onunla görüşmek isteğini çok yoğun bir şekilde dile getirdi. Sin'e o kadar bağlıydı ki gece rüyalarında, vizyonlarında, imgelemlerinde onu sıkça görüyordu ancak reelde hiç görmemişti. Başrahibe Sin'den Harran'a tekrar dönmesini ve bölgenin krallığını da kendi oğlu Nabunaid aracılığıyla yeniden tesis etmesini istiyordu.

Bir zaman sonra başrahibenin oğlu Nabunaid bazı rüyalar görmeye başladı. Bu rüyalarda kendisine mesajlar bulunmaktaydı ve bu mesajlar öylesine değerliydi ki, herkes bilsin diye bunları steller üzerine kaydetti.

Nabunaid'in rüyalarında bazı sıradışı özellikler vardı. En azından ikisinde, gezegenleri temsil eden ilahlar görünmüştü. Bir başkasında, ölmüş bir kralın hayaleti olayların gidişatında rol oynamış ve rüya içinde bir rüyayı anlatabilmek rüyayı iki kısma ayırmıştı.

Kaydedilen bu rüyaların ilkinde, Nabunaid "Venüs gezegenini, Satürn gezegeninin, Ab-Hal gezegenini, Parlayan gezegeni ve Büyük Yıldız'ı; gökte yaşayan büyük tanıkları görmüştü. Rüyasında onlara sunaklar kurup uzun ömür, uzun bir saltanat ve dualarına Marduk'tan olumlu yanıt gelmesi için dualar etmişti. Sonra aynı rüyada veya bunun devamında gördüklerini, "Uzandı ve bir gece görümünde sağlığı yenileyen ve ölülere can veren Büyük Tanrıçayı gördüm. Uzun ömür bahşetmesi için ona da dua ettim ve yüzünü bana dönmesini rica ettim. Gerçektende döndü ve bana baktı. O parıldayan yüzüyle ki merhametini göstermekteydi." şeklinde kayda geçirmişti.


Nabunaid tarafından görülen bir başka rüyanın önsözünde onun, Marduk ve Sin'in göksel karşılıkları olan Büyük Yıldız ve Ay'ın kavuşumu nedeniyle endişeli bir hal aldığı anlatılmaktaydı. Rüyayı kendisinin anlatışı şöyle olmuştu:

"Rüyada, aniden yanı başımda duran bir adam görüntüsü belirdi. Bana: 'Kavuşumda kötü bir işaret yok' dedi. Aynı rüyada benden önce tahta çıkmış olan kral Nabukadnessar'da bana göründü. Bir hizmetkarı olan bir arabada durmaktaydı. Hizmetkar, Nabukadnessar'a: 'Nabunaid'e söyle de şimdi gördüğü rüyayı sana bildirsin!' dedi. Nabukadnessar onu dinledi ve bana: 'Görmüş olduğun iyi alametleri bana söyle' dedi. Ona neşeyle: 'Büyük Yıldız ile Ay'ı gördüm ve Marduk'un gezegeni, göğün iyice yükseklerinden bana adımla seslendi.' diye yanıt verdim."

Bu görülen rüyalar Nabunaid'in annesi olan başrahibeye göre Tanrı Marduk ile Tanrı Sin'in, Nabunaid'in tahta çıkışına onay verdiği anlamına geliyordu. Hatta Nabukadnessar'ın da buna onay verdiği şeklinde yorumlanmıştı.

 Tüm bunlardan sonra Nabunaid tahta çıktı. Bunun karşılığında Sin Tapınağını yeniden inşa edeceğine söz verdi. Nabunaid Babil'in son etkili kralı oldu ve onun rüyaları Mezopotpmya uygarlıklarının sonunu Harran'a bağladı. (MÖ 555)


Bir zaman sonra gördüğü rüyada Marduk ile Sin birlikte durmaktaydılar. Marduk kendisini Sin'in Harran'daki Tapınağının yeniden inşasına hala başlamadığı  için azarlıyordu. Buna karşılık kendisi de Medlerin Harran'ı kuşatması nedeniyle tapınağa zaman ayıramadığını söylüyordu. Marduk ise rahat olmasını Medlerin yakın zamanda Akamanış Kralı Keyhüsrev tarafından bozguna uğrayacağını söylüyordu. (Nabunaid bu stelin altına aldığı notta bunun gerçekleştiğini belirtmiştir.)


Nabunaid sözünü tutup Sin Tapınağını yeniden inşa etti ancak krallığın verdiği kibirle baştan savma yapmıştı bunu. Bir süre sonra krallığında kargaşalar çıkmaya başladı. Nabunaid Babil'e oğlu Belşassar'ı vali olarak görevlendirdi. Belşassar ülkedeki bu kargaşaların verdiği kötü havayı dağıtmak için komutanlarına bir şölen düzenlemeye karar verdi. Bu şölende Kudüs'ten yağmalanan kaplarla içilen şaraplar yudumlanırken birden herkesi korkutan alacakaranlık kuşağı filminden alınmış bir sahneye benzer bir olay yaşandı. Herkesin gördüğü bir duvarda birden bire bir el tarafından elyazısı bir yazı yazılmaya başlandı: "Mene, mene, tekel, parsin" diyordu yazı.


Belşassar hemen tercüme ettirme çabasına girişti ancak bu çaba sonuçsuz kaldı. Sonra bir bilge Daniel diye birinin bu yazıyı okuyabileceğini söyledi. Daniel rüyaları ve ilahi mesajları anlayıp yorumlamasıyla tanınan bir bilgeydi. Daniel huzura çağrıldı. Yazıyı yazan el çoktan kaybolmuştu ama yazı orada duruyordu.

Daniel kutsal kılınan kapların şarapla kirletilmesi sonucu bu yazının çıktığını söyleyerek şu şekilde yorumladı yazıyı:
"Mene: Tanrı senin günlerini saydı ve ona söz verdi.
Tekel: Terazide tartıldın ve eksik bulundun.
Parsin: Krallığın ikiye bölünecek Medler ile Persler'e verilecek."

Krallığın günleri sayılıydı, krallık bölünecekti ve Medler ile Perslerin eline geçecekti.
Belşassar o gece öldürüldü ve Medli Darius krallığı ele geçirdi. Sonra da MÖ 539'da Akamanış kralı Keyhüsrev bu yazıda yazılanları tam olarak gerçekleştirmiş, Nabunaid'in krallığına son vermiştir.

Keyhüsrev'in ilk emri sürgünlerin ülkelerine dönmeleri ve kendi seçtikleri tapınaklarda özgürce ibadet etmelerine izin vermek oldu.(Bu silindir British Museum'da bulunmaktadır.) Sonra da Yahudi sürgünler için özel bir bildiri yayınlayıp onların Yahuda'ya dönüp Kudüs'teki tapınağı yeniden inşa etmelerine izin verdi. Bunu yapmıştı çünkü Kitabı Mukaddes'te "Kiroş'u(Keyhüsrev) doğrulukla harekete geçirecek, yollarını düzenleyeceğim.  diyen Yahudi Tanrısı Yahweh'ti.

Tabletlerde, stellerde veya yazıtlarda buna benzer bir çok rüya, görüm ve vizyon kayda geçirilmiştir. Eski dönem tanrı ve tanrıçalarının bir uzaylı türü olduğunu ve adlarına Anunnakiler, Nefilimler ya da Neteru yani Muhafızlar dendiğini kabul eden bizlere göre bu türün rüyalara erişim teknolojileri bulunmaktadır. Bu sayede önceleri halk içinde görülen tanrı ve tanrıçaların bir müddet sonra görünmemeye başladıklarını ve isteklerini rüya, görüm ve vizyonlarla insanlara yaptırmaya çalıştıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu da sonuç olarak onları tanrılaştırmamıza vesile olmuştur. (Gök Türk)





Sin Tapınağı'nı resimleyen ve bizim kullanmamıza izin veren Ezoterik Araştırmacı Rüya Uğurlu'ya çok teşekkürler.


Kaynaklar:
Zecheria Sitchin, İlahi Karşılaşmalar
http://www.urfahizmet.com/yazarlar/kose_yazilari/cigdem_koksal_schmidt/2203
http://encyclopedia2.thefreedictionary.com/Nabunaid
https://archive.org/details/abuhabbacylinde00pringoog
http://en.wikipedia.org/wiki/Nabonidus

Nabunaid



9 Eylül 2014 Salı

Sümer Yıldız Haritası - MÖ 3300



Sümer Yıldız Haritası

19. yüzyılın sonlarında Irak Ninova'daki Asurbanipal kütüphanesinden kurtarılan Sümer tabletinin Asur kopyası olarak kabul edilen bu parça MÖ. 3300 yılıyla eşleşmiştir. Üstündeki çivi yazısı işaretlerinin bazıları mükemmel biçimde korunmuş olmasına karşın, tableti deşifre etme işine girişen az sayıda bilgin "En Kafa Karıştırıcı Mezopotamya Belgesi" diyerek işin içinden çıkamamıştır.

1912'de, o sıralarda British Museum'daki Asur ve Babil antika eserleriyle ilgili müze müdürü olan L.W. King, sekiz parçaya bölünmüş olan diskin titizlikle bir kopyasını çıkarmış,hasar görmemiş kısımların diğer herhangi bir kadim el sanatı ürününde görülmemiş geometrik desenler taşımakta olduğunu ve bir hayli büyük bir kesinlikle tasarlanarak çizilmiş olduğunu görmüştür: Oklar, üçgenler, kesişen çizgiler ve hatta dahaönceden kadim zamanlarda bilinmediği düşünülen bir geometrik matematiksel eğri olan bir elips içermekteydi bu işaretler. 

Ernst F. Weidner ilk kez 1912'de yayınlanan bir makalede "Babyloniaca: Zur Babylonischen Astronomie" ve sonra da başlıca ders kitabı "Handbuch der Babylonischen Astronomie'de" (1915) tableti derinlemesine inceleyip bir anlam çıkmadığı sonucuna varmıştır.

Weidner çeşitli kısımlar içine yazılmış olan geometrik şekiller ve yıldızlar veya gezegenlerin adları (anlamları ve amaçları açık olmasa da) okunabilir veya anlamlı iken, ( birbirine 45 derece açıyla uzanan) çizgiler boyunca yazılmış olanlar bir anlam ifade etmediği için çaresiz kalmıştı. Bunlar hiçbir değişikliğe uğramadan Asur lisanında tekrarlanan bir dizi heceden oluşmaktaydı. Tüm bunlar neticesindeki başarısızlığı nedeniyle Weidner plâkanın hem astronomik hem de astrolojik olduğu ve tekrarlanan heceler içeren diğer birkaç metin gibi şeytan çıkarmada kullanılan büyülü bir tablet olarak kullanıldığı sonucuna varmış, böylece, bu eşsiz tabletle daha fazla ilgilenilmesini önlemiştir.


Tablet, bir "Astrolabe", bilinen ilk astronomik bir araçtır ve içeriği gökyüzü ile birebir eşleşmiştir. Alan Bond'un ve Mark Hempsell'in yazmış oldukları kitaptaki tezleri sonucunda bu tablet 2008'den beri "A Sumerian Observation of the Kofels' Impact Event." olarak anılmaktadır.

Ancak tablette yazılanlar, Asurca sözcük işaretleri olarak değil de Sümerce sözcük-heceleri olarak okunsaydı tamamen farklı bir anlam kazanacaktı ve çözümün kapısı aralanacaktı. Tabiki de o dönemde tabletin Sümerce'den Asurca'ya kopyalandığının tahmin edilmesi zordu.



Parçalardan birine baktığımızda (I diye numaralandırabiliriz), eğer buhece sözcüklerin Sümerce anlamlarını girersek şu şekildeki anlamsız heceleri
na na na na ana a na nu (aşağı inen hat boyunca)
şa şa şa şa şa şa (dairenin çevresi boyunca)
şam şam bu bur Kur (yatay hat boyunca)
 kelimenin tam anlamıyla anlam kazanmaktalar.

Tabletin Sümerce okunmasıyla tanrı Enlil'in "gezegenlerin yanından giderken" gittiği yolu işaretleyen ve bazı operasyon talimatları da içeren bir yol haritası olduğu görülmüştür. 45 derece eğimli çizgi, uzay gemisinin "yüksek yüksek yüksek yüksek" bir noktadan "buhar bulutları" içinden geçip, buharsız olan daha aşağıdaki bir bölgeye, gök ve yerin buluştuğu bir ufuk noktasına doğru alçalışını belirtiyor gibi görünmektedir.

Ufuk çizgisine yakın göklerde, astronotlara verilen talimat anlamlıdır: Son yaklaşma için cihazlarını "kur kur kur"maları söylenir; sonra yere yaklaşırlarken aracı yavaşlatmak için " roketler roketler" ateşlenir, ama anlaşılan konma noktasına varmadan önce yükseltilmelidir ("yığma") çünkü yüksek veya engebeli bir araziden("dağ dağ") geçmek zorundadır.

Bu parçada sağlanan bilginin Enlil'in bizzat yaptığı bir uzay yolculuğu ile ilgili olduğu açıktır. Bu ilk parçada, bizlere bir açıda dönen bir çizgi ile bağlanan iki üçgenin kesin geometrik bir eskizi verilir. Çizgi bir rotayı temsil etmektedir zirayazı, eskizin "ilâh Enlil'in gezegenlerin yanından" nasıl gittiğini gösterdiğini açıkça belirtmektedir. Başlama noktası soldaki üçgendir; güneş sisteminin daha uzak kısımlarınıtemsil eder; hedef bölge sağdadır, yani tüm parçaların iniş noktasına doğru birleştikleri yerde.


Bilim dünyasının tablet hakkında çok farklı görüşleri bulunsa da bizlere göre kırılgan yapıdaki bu yıldız haritası başka bir metalden yapılma aslının sadece bir kopyasıdır. Bu kopyayı insanlar yapmış olsa da aslının insanlara hizmet etmediği çok açıktır. O dönemde uzay yolculukları yapabilen ve Sümer'de "Anunnaki", Mısır'da "Neteru yani Muhafızlar", Tevrat'ta "Nefilimler" olarak belirtilen türe aittir.

Kaynaklar:
Zecheria Sitchin, Onikinci Gezegen
http://www.bibleandscience.com/store/catalog/product_info.php?products_id=344
http://www.lexiline.com/lexiline/lexi249.htm
http://historicconnections.webs.com/mesopotamia.htm


Öğrenim Teknolojileri Milton D. Heifetz'in çalışmasıyla, MÖ 3300 deki göklerin şekli ortaya çıkarılmış ve Orion Sistemi merkezli bu harita Sümer Yıldız Haritasıyla birebir eşleşmiştir.

8 Eylül 2014 Pazartesi

Ölüyü Diriltecekler! Hayvanda Başarılı Olundu, İnsan İçin İzin Bekleniyor - Doç. Dr. Neva ÇİFTÇİOĞLU BANES



Bu hafta sizi çok yakın geçmişte keşfedilen, son 7-8 aydır bilimsel arenada sıklıkla tartışılan ama basının nedense pek yer vermediği ilginç buluşlardan birkaçıyla tanıştırmak istedim.

Bir araştırmanın kalitesi, gerçekleştiren ekibin güvenilirliği, önemi, halkın gösterebileceği ilgi ihtimali bilim haberleri yapan medyanın haber seçme kriterleri olarak kabul edilir. Lakin bu kriterlerden tam puan aldığı halde basının yer vermekten çekindiği bilim haberleri de vardır. Bunun ardında üç sebep yatar: Para, dini inançlar, siyasi engellemeler ve tepki alma korkusu. Bu yüzden bilim dünyası sırf halktan ilgi görmediği için maddi destek alamayıp silinip yok olmaya yüz tutmuş ilginç bilimsel araştırmalarla doludur.

İşte size 3 örnek:

ÖLÜMDEN GERİ DÖNÜŞ MÜMKÜN MÜ?

Arizona Üniversitesi araştırmacılarından Peter Rhee, yaklaşık 1 ay önce yaptığı basın toplantısında şu sözlerle konuşmasına başladı: “Vücut ısınız 10 dereceye kadar düşmüşse, beyin fonksiyonunuz durmuşsa, kalbiniz atmıyor, kanınız damarlarınızdaki yolculuğuna son vermişse doğal olarak ‘Öldü’ teşhisi konulacaktır. Ama emin olun geliştirdiğimiz bir teknikle sizi hayata geri getirebiliriz.” İnanamayan gözlerle bakan basın mensuplarına bu sefer de Maryland Üniversitesi araştırmacılarından Samuel Tisherman açıklamalar yaptı: “Evet! Dr. Rhee’nin sözlerinde hiçbir abartı yok. Araştırmalarımızı çeşitli hayvanlar üzerinde yaptık ve çok başarılı sonuçlar elde ettik. Bütün detaylarıyla açıkladığımız bu devrim yapacak buluş nedense bilimkurgu gibi algılanıyor. Aynı araştırmayı insanlar üzerinde yapmak için ‘etik kurulundan’ izin bekliyoruz. Sanırız ondan sonra hak ettiğimiz ilgiyi göreceğiz.”

İddia ettikleri projeye kısaca bir göz attım. Gerçekten çok ilginç. Bir canlı hayatını kaybetse de kan ve organlar bir süre özelliğini kaybetmeyebilir. Fakat nefesin durmasıyla birlikte oksijensiz kalan organlarda (özellikle beyinde) büyük bir “hasarlar zinciri” başlar. Araştırmacıların yaptıkları testlere göre bu hasarı engellemek mümkün. Bunun için ölümün gerçekleşmesinin hemen ardından beden 20 derece kadar soğutularak hücre metabolizması yavaşlatılıyor. Daha sonra vücuttaki kan, serum fizyolojikle değiştiriliyor. Bu sırada vücutta oluşan hasarı gidermek için yapılması gereken müdahale (örneğin ameliyat) gerçekleştiriliyor. Tedavi sonrası ölen kişinin kanı yeniden bedenine pompalanıyor. Kanın damarlarda dolaşmaya başlamasının ardından kalbin atmaya başlama oranı % 90. “Öldü” teşhisi konulan canlı gözlerini açıyor ve yaşamına devam ediyor. Yapılan incelemelere göre hafıza kaybı yok, öğrenebilme yeteneği ise yerli yerinde...

Domuz ve fare gibi memelilerde gerçekleştirilen bu testler bilimsel etik kurulundan yanıt alınır alınmaz sıraya giren (çoğunluk kanser hastası) gönüllülerde uygulamaya sokulacak. Araştırmacıların en çok odaklandığı kullanım sahası insanlı uzay misyonları. Geliştirilen bu teknik yıllarca sürecek yolculuklarda astronotların yolculuk boyunca uyutulabilmelerine bir ön adım olarak gösteriliyor.

MARS’TA KEMİĞİN NE İŞİ VAR?

Bu haber de geçen haftadan. Biliyorsunuz NASA Mars’a robotlar göndererek çeşitli test ve fotoğraflarla hayat izleri araştırıyor. Çekilen binlerce fotoğraf tek tek aylarca uzmanlar tarafından inceleniyor. Curiosity (merak) adı verilen robot Ağustos 2012’den bu yana dünyaya göndermiş olduğu resimlerin en ilgincini gönderdi. Fosilleşmiş, uyluk kemiği benzeri bir yapı. Bu fotoğraf daha önce fosilleşmiş omurga benzeri yapıların fotoğraflarıyla bir araya getirildiğinde daha da anlam kazandı. Bundan birkaç ay önce bilim insanları arasındaki ateşli tartışmalar sonucunda “geçmişte mikroskobik canlıların olma olasılığının çok yüksek olduğu”na karar verilmişti. Fakat çekilen kemik resimleri sonucunda her nedense hiç kimse “Acaba memeli canlılar da mı vardı?” sorusunu dile getiremedi. “Kemiğe benziyordur” deyip geçildi. Diğer yapılan tahminler bana göre “komik ötesi”. İşte size ciddi bir bilim insanının basına yaptığı şaka olmayan ciddi yorumu: “Dünyaya göktaşları çarptığında ölen dinozorların kemikleri fırlayarak Mars’a düşmüş olabilir!” Bu açıklamayı ilk duyduğumda “Demek ki garip açıklamalar ve yorumlar yapmak için profesyonel politikacı olmaya gerek yok” diye aklımdan geçirdim...

Geçen hafta Houston semalarında onlarca farklı insanın farklı konumlardan çektiği UFO resimleriyle pekişen bu haber, “Uzayda hayat var” tartışmalarının en azından konuya ilgi duyan halk tarafından başlatılmasına sebep oldu.

TELEVİZYON İÇİNE HAPSOLMUŞ ÇOCUKLAR:

Bütün gün yorulup akşam rahat bir nefes almak isteyen birçok çocuklu anne-babanın aklına gelen ilk çözüm: Televizyon! Bir çizgi film ya da rengârenk görüntülü herhangi bir belgesel, yanında biraz çerez, bir bardak meyve suyu...Oh dünya varmış! Çocuk bağrışmasının ardından gelen sessizlik dinlenmek için tam bir fırsat. Yale Üniversitesi sosyologlarından Nicholas Christakis, 2011 yılından bu yana her fırsatta aileleri uyarmaya devam ediyor: “Bir çocuğun beyni doğduğu anda 333 gram. Bu rakam bebek 2 yaşına gelene kadar 3 kat artıyor. Dolayısıyla beyinsel gelişmenin olduğu bu dönemde özellikle o yaşlarda çocuğun neye baktığı, neye konsantre olduğu çok önemli. Onun için çocuklar televizyon önüne oturduğu an seyretmesi için seçilecek film ve televizyon önünde oturma süresi gelecek hayatını çok büyük bir oranda etkiliyor. Okul çağında günde 1.5 saatten fazla televizyon seyreden çocuklarda okul derslerine konsantrasyon bozukluğu görülüyor. Maximum 1.5 saat TV seyredip diğer bilgisayar oyunlarından uzak tutulan çocuklar, anlayışlı, yardımsever, başarılı ve idealist bireylere dönüşüyor. Kısacası sessiz bir ortam için “televizyon içine hapsettiğiniz” çocuklarınız büyüdüklerinde “o kafesten” sorunlu insanlar olarak çıkabiliyorlar.

http://www.haberturk.com/saglik/haber/985985-oluyu-diriltecekler