17 Eylül 2014 Çarşamba

6000 Yıllık Kadim Metinlerde Kader ile Kısmet



Kadim Metinlerde Kader ile Kısmet 



Olayların sonucunu meydana gelmelerinden önce belirleyen “bir şeyi” anlatmak için genelde KADER ile KISMET kelimeleri kullanılır. En iyi sözlüklerde bile kader, kısmet ile; kısmet ise kader ile tanımlanır. Talih, nasip, kötü talih kelimeleri de bu anlamda kullanılır. Günümüzde bu iki terim birbiri yerine kullanılır hale gelmiş olsa da günümüzden 6000 yıl önceki metinlerde aralarında kesin bir ayrım olduğunu görmekteyiz. Peki Kader ile Kısmet nedir? Aynı anlamda kullanılması doğru mudur? Eğer değilse aralarındaki fark nedir? Bugün bu konuyu kadim metinlerden gördüğüm kadarıyla anlatmaya çalışacağım.

Sümer dilinde Kader anlamına gelen NAM, önceden belirlenmiş olayların değiştirilemez gidişatını anlatmaktaydı. Kısmet olarak tercüme ettiğimiz NAMTAR ise önceden belirlenmiş olayların değiştirilebilir gidişatı anlamına geliyordu. TAR hecesi kesmek, kırmak, değiştirmek anlamına geliyordu.

Babası bir insan, annesi bir tanrıça (anunnaki) olan Gılgamış kendisini yarı tanrı (yarı anunnaki) olarak görmektedir. Hatta annesinin tanrıça olması nedeniyle 2/3 oranındaki anneden geçen genler nedeniyle kendisinin 2/3 oranında tanrı olduğunu düşünmektedir. Ancak bunun bile onu ölümden kurtarmayacağını da bilmektedir.

Günümüzde “Gılgamış Destanı” olarak bilinen metnin amacını teşkil eden ölümsüzlük arayışına çıkmadan önce Gılgamış Güneş Tanrısı Utu/Samaş’a şu soruyu yöneltir:

“Şehrimde ölür insan; yüreğim daralır.
İnsan yok olur, yüreğim ağırlaşır…
En uzun boylu insan bile göklere erişemez.
En geniş insan bile toprağı örtemez.”

Güneş Tanrısı olan Utu/Samaş’ın cevabı şu şekilde olur:

“Tanrılar insanoğlunu yarattıklarında ölümü insanoğluna verdiler.
Yaşamı kendilerine sakladılar. Bu senin KADER’indir.
Hala yaşıyorken yaptığın şeyler, değiştirebilip etkide bulunacağın şeyler ise senin KISMET’indir.
Tadını çıkar ve kısmetinden alabileceğini almaya bak.
Karnını doyur, Gılgamış;
Gündüz ve gece eğlen, mutlu ol!
Her bir gün, bir mutluluk düğünü yap;
Gündüz ve gece, dans et ve çal!
Giysilerin parıldasın tertemiz,
Başın yıkansın, suda yıkan.
Elini tutan ufaklıkla ilgilen,
Eşin senden memnun olsun,
Budur insanoğlunun KISMET’i.”

Gılgamış Destanı’ndan alınacak olan ders KADER’in KISMET’e ağır bastığıydı. KISMET’in KADER’i değiştiremeyeceğiydi. Onun bir kral olması mukadderdi ama ölümden kaçması değil. Nitekim öyle de oldu. Ölümsüzlük arayışıyla çıktığı yolda birçok macera yaşamış ama sonunda mutlak sonla karşılaşmıştı.

Değişmez KADER ile değiştirilebilen KISMET arasındaki fark “Enlil’e İlahi” adlı metinde de karşımıza çıkmaktadır. Bu metne göre Enlil’i, hem KISMET’leri emreden hem de KADER’leri ilan eden kişi olarak görüyoruz:
“Enlil:
Göklerde Prenstir o. Yeryüzünde Komutandır.
Komuta alanı çok geniştir, Sözleri yüce ve uludur;
Çoban Enlil KISMET’leri emreder.
Yükseklerde verdiği emirler gökleri titretir, Aşağıda Yeryüzünü titretir.
Uzak geleceğe doğru KADER’leri ilan eder.
Emirleri değişmezdir. Ülkenin KADER’ini bilen Efendidir o.”

Sümerler KISMET’lerin Yer’de oluşturulup emredildiğine ve değiştirilebileceğine inanmaktaydılar. Enlil’in ki de dahil ülkenin KISMET’lerinin belirlenişi; Demokratik ve anayasası olan bir monarşininkine benzeyen bir süreçle belirleniyordu. Enlil’in güçleri yalnızca yukarıdan (Anu ve Nibiru’dan) değil, aynı zamanda aşağıdan da (Yargılayan Yediler – On ikiler Konseyi – Büyük Tanrılar Meclisi) kaynaklanmaktaydı. En önemli kararlar ve mukadder olan kararlar buralarda alınırken, tartışmalar bazen uzun münazaralara ve sıklıkla da ateşli ağız dalaşlarına dönüştüğü bir hal almaktaydı.

KISMET’leri belirleyenler olarak; yürütme görevi gören on iki kişiden oluşan Dünya Konseyi’ne, Yargı görevi gören yedi kişiden oluşan Yargılayan Yediler’e ve meclis görevi gören elli kişiden oluşan Büyük Tanrılar Meclisi’ne birçok metinde rastlamaktayız. Elli kişiden oluşan Büyük Tanrılar Meclisi’ne Akkadca metinlerde “İlani rabuti şa maşimu şimati - KISMET’leri belirleyen Büyük Tanrılar” denmekteydi.

KISMET’lerin belirlenişi yalnızca insanlarla ya da Dünya ile ilgili değildi. Tanrıların kendilerini ilgilendiren olaylarda bu şekilde belirleniyordu. Enlil’in almış olduğu sürgün cezası ”elli büyük tanırının toplandığı meclis” ve sonra da “KISMET’leri emreden tanrıların yedisi” tarafından verilmişti.



Enuma Eliş Destanı’nın Babilce versiyonuna göre Marduk’un Yer’de üstün olma KADER’i de bu şekilde belirlenmişti. Ama hiç şüphesiz ki en önemli, en uzun, en şiddetli ve kelimenin tam anlamıyla en kaçınılmaz karar olan Sina Yarımadası’ndaki uzay limanının yok edilmesi için nükleer silahların kullanılması kararı Tanrılar Meclisi’nde alınmıştı. “Erra Manzumesi” olarak bilinen metinde işlerin bu noktaya nasıl geldiği, her iki tarafın kahramanlarını ve meclisin görüşmelerini bir tutanak şeklinde görmekteyiz. Bu kararın hiç istenmeyen sonucu ise Sümer’in başına çöken felaket ve şehirlerindeki yaşamın MÖ 2023’te son buluşu olmuştu. Bu olay KADER ile KISMET’in nasıl iç içe geçebileceğinin en açık ve en trajik örneklerinden biriydi.

“Sümer ve Ur’un Yıkılışına Ağıt” adlı metinde Ay Tanrısı Sin’in babası Enlil’e başvurarak ölüm bulutunun(nükleer bulut) Ur’a doğru geldiğini söyleyip bunu durdurmak için bir şeyler yapmasını istediğini görmekteyiz:
“Baştan aşağıya yenilenen bu mağrur şehir, Ur şehrinin yok olmasını görmek düşünülemez bir şeydir, değil mi?” diye sorar Sin babasına sonra da “Elverişli bir KISMET ilan et.” Diye bir dilekte bulunur. Enlil ise hızla yaklaşan sonucu değiştirmek için bir yol bulamaz. Çaresizlik içindeki Sin, Tanrılar Meclisi’nin toplanmasında ısrarcı olur. Sin toplanan mecliste gözyaşları içinde Anu ve Enlil’e yalvarır: “Onlara, şehrimin yok olmasına izin vermeyin, dedim. Halkım yok olmasın.” Ama Enlil’den gelen yanıt sert ve kesin olur: “Ur’a krallık sunulmuştu. Ona sonsuz bir saltanat sunulmamıştı.”

Sonuç olarak KADER ile KISMET arasındaki ayrım sadece bir anlambilim meselesi değildi; her şeyin özüne nüfuz etmişti, dolayısıyla tanrıların ve insanların, ülkelerin ve şehirlerin başlarına gelenleri tam anlamıyla etkilemekteydi. KADER önceden belirlenmiş olayların değiştirilemez gidişatını, KISMET ise önceden belirlenmiş olayların değiştirilebilir gidişatını anlatıyordu.

Gök Türk

Kaynaklar:
SİTCHİN, Zecharia, Kozmik Şifre, Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul,
2006
GÖK TÜRK, Amon Ra; Uzaylı Bir Prensin Yaşam Öyküsü, Mavi Kalem Yayınevi, İstanbul, 2014
Gılgamış Destanı
http://etcsl.orinst.ox.ac.uk/section1/tr1815.html (22.02.2014)
http://etcsl.orinst.ox.ac.uk/section1/tr18151.html (22.02.2014)
http://etcsl.orinst.ox.ac.uk/section1/tr1812.html (22.02.2014)
http://etcsl.orinst.ox.ac.uk/section1/tr1811.html (22.02.2014)
http://etcsl.orinst.ox.ac.uk/section1/tr1814.html (22.02.2014)
http://etcsl.orinst.ox.ac.uk/section1/tr1813.html (22.02.2014)
Atra Hasis Destanı
http://faculty.gvsu.edu/websterm/Atrahasi.html (12.03.2014)
Erra/Nergal Destanı
http://www.piney.com/Baberraishum.html (05.04.2014)
Enuma Eliş Destanı
http://www.sacred-texts.com/ane/stc/index.htm (16.02.2014)
http://www.sacred-texts.com/ane/stc/stc04.htm (16.02.2014)
http://www.sacred-texts.com/ane/stc/stc05.htm (16.02.2014)
http://www.sacred-texts.com/ane/stc/stc06.htm (16.02.2014)
http://www.sacred-texts.com/ane/stc/stc07.htm (17.02.2014)
http://www.sacred-texts.com/ane/stc/stc08.htm (17.02.2014)
http://www.sacred-texts.com/ane/stc/stc09.htm (17.02.2014)
http://www.sacred-texts.com/ane/stc/stc10.htm (17.02.2014)


Sultan II. Abdülhamit’in Kader ve Kısmet Hakkındaki Görüşü (Siyasi Hatıratım)
“ Kısmet! ” Ne zararlı bir kelimedir ve ne kadar çok felaketlere sebep olmuştur. Kur’an’ın hiçbir yerinde kısmet fikrine yer verilmez. Ancak son asırlarda tembellik ve akılsızlık sebebiyle “ kısmet ” kelimesi lisanımızda bugünkü ölçüsünü almıştır. Zayıflık ve uyuşukluk özrünü kapatmak içinde “ İnşallah ” çok rahat kullanılan bir kelime olmuştur. Hz. Muhammed müminlerine, Allah’a kul olmayı emreder ama aptalca bir kadercilik şeklinde değil. Allah büyüktür, Rahimdir, fakat her kulunun günlük işleriyle uğraşmaz. Herkes düşünmeye ve çalışmaya mecburdur. “Ekemeyen biçemez, çalışmayan yiyecek ekmek bulamaz”. Hristiyanlar bu kelimeyi en iyi şekilde tefsir etmişlerdir. İncil’de “Yarın için üzülmeyin, Allah uçan kuşların, yeryüzündeki hayvanların yardımcısı olduğu gibi sizi de düşünecektir.” Demesine rağmen Hristiyanlar düşünürler, çalışırlar ve terakki ederler, bizde buna seyirci kalırız.
II. Abdülhamit

11 Eylül 2014 Perşembe

Sin Tapınağı / Şanlıurfa ve Bir Kralın Rüya Görümleri


Sin Tapınağında görevli olan Sin'in takipçilerinden bir başrahibe olan Adda-Guppi, Tanrı Sin'e adaklar sunarak onunla görüşmek isteğini çok yoğun bir şekilde dile getirdi. Sin'e o kadar bağlıydı ki gece rüyalarında, vizyonlarında, imgelemlerinde onu sıkça görüyordu ancak reelde hiç görmemişti. Başrahibe Sin'den Harran'a tekrar dönmesini ve bölgenin krallığını da kendi oğlu Nabunaid aracılığıyla yeniden tesis etmesini istiyordu.

Bir zaman sonra başrahibenin oğlu Nabunaid bazı rüyalar görmeye başladı. Bu rüyalarda kendisine mesajlar bulunmaktaydı ve bu mesajlar öylesine değerliydi ki, herkes bilsin diye bunları steller üzerine kaydetti.

Nabunaid'in rüyalarında bazı sıradışı özellikler vardı. En azından ikisinde, gezegenleri temsil eden ilahlar görünmüştü. Bir başkasında, ölmüş bir kralın hayaleti olayların gidişatında rol oynamış ve rüya içinde bir rüyayı anlatabilmek rüyayı iki kısma ayırmıştı.

Kaydedilen bu rüyaların ilkinde, Nabunaid "Venüs gezegenini, Satürn gezegeninin, Ab-Hal gezegenini, Parlayan gezegeni ve Büyük Yıldız'ı; gökte yaşayan büyük tanıkları görmüştü. Rüyasında onlara sunaklar kurup uzun ömür, uzun bir saltanat ve dualarına Marduk'tan olumlu yanıt gelmesi için dualar etmişti. Sonra aynı rüyada veya bunun devamında gördüklerini, "Uzandı ve bir gece görümünde sağlığı yenileyen ve ölülere can veren Büyük Tanrıçayı gördüm. Uzun ömür bahşetmesi için ona da dua ettim ve yüzünü bana dönmesini rica ettim. Gerçektende döndü ve bana baktı. O parıldayan yüzüyle ki merhametini göstermekteydi." şeklinde kayda geçirmişti.


Nabunaid tarafından görülen bir başka rüyanın önsözünde onun, Marduk ve Sin'in göksel karşılıkları olan Büyük Yıldız ve Ay'ın kavuşumu nedeniyle endişeli bir hal aldığı anlatılmaktaydı. Rüyayı kendisinin anlatışı şöyle olmuştu:

"Rüyada, aniden yanı başımda duran bir adam görüntüsü belirdi. Bana: 'Kavuşumda kötü bir işaret yok' dedi. Aynı rüyada benden önce tahta çıkmış olan kral Nabukadnessar'da bana göründü. Bir hizmetkarı olan bir arabada durmaktaydı. Hizmetkar, Nabukadnessar'a: 'Nabunaid'e söyle de şimdi gördüğü rüyayı sana bildirsin!' dedi. Nabukadnessar onu dinledi ve bana: 'Görmüş olduğun iyi alametleri bana söyle' dedi. Ona neşeyle: 'Büyük Yıldız ile Ay'ı gördüm ve Marduk'un gezegeni, göğün iyice yükseklerinden bana adımla seslendi.' diye yanıt verdim."

Bu görülen rüyalar Nabunaid'in annesi olan başrahibeye göre Tanrı Marduk ile Tanrı Sin'in, Nabunaid'in tahta çıkışına onay verdiği anlamına geliyordu. Hatta Nabukadnessar'ın da buna onay verdiği şeklinde yorumlanmıştı.

 Tüm bunlardan sonra Nabunaid tahta çıktı. Bunun karşılığında Sin Tapınağını yeniden inşa edeceğine söz verdi. Nabunaid Babil'in son etkili kralı oldu ve onun rüyaları Mezopotpmya uygarlıklarının sonunu Harran'a bağladı. (MÖ 555)


Bir zaman sonra gördüğü rüyada Marduk ile Sin birlikte durmaktaydılar. Marduk kendisini Sin'in Harran'daki Tapınağının yeniden inşasına hala başlamadığı  için azarlıyordu. Buna karşılık kendisi de Medlerin Harran'ı kuşatması nedeniyle tapınağa zaman ayıramadığını söylüyordu. Marduk ise rahat olmasını Medlerin yakın zamanda Akamanış Kralı Keyhüsrev tarafından bozguna uğrayacağını söylüyordu. (Nabunaid bu stelin altına aldığı notta bunun gerçekleştiğini belirtmiştir.)


Nabunaid sözünü tutup Sin Tapınağını yeniden inşa etti ancak krallığın verdiği kibirle baştan savma yapmıştı bunu. Bir süre sonra krallığında kargaşalar çıkmaya başladı. Nabunaid Babil'e oğlu Belşassar'ı vali olarak görevlendirdi. Belşassar ülkedeki bu kargaşaların verdiği kötü havayı dağıtmak için komutanlarına bir şölen düzenlemeye karar verdi. Bu şölende Kudüs'ten yağmalanan kaplarla içilen şaraplar yudumlanırken birden herkesi korkutan alacakaranlık kuşağı filminden alınmış bir sahneye benzer bir olay yaşandı. Herkesin gördüğü bir duvarda birden bire bir el tarafından elyazısı bir yazı yazılmaya başlandı: "Mene, mene, tekel, parsin" diyordu yazı.


Belşassar hemen tercüme ettirme çabasına girişti ancak bu çaba sonuçsuz kaldı. Sonra bir bilge Daniel diye birinin bu yazıyı okuyabileceğini söyledi. Daniel rüyaları ve ilahi mesajları anlayıp yorumlamasıyla tanınan bir bilgeydi. Daniel huzura çağrıldı. Yazıyı yazan el çoktan kaybolmuştu ama yazı orada duruyordu.

Daniel kutsal kılınan kapların şarapla kirletilmesi sonucu bu yazının çıktığını söyleyerek şu şekilde yorumladı yazıyı:
"Mene: Tanrı senin günlerini saydı ve ona söz verdi.
Tekel: Terazide tartıldın ve eksik bulundun.
Parsin: Krallığın ikiye bölünecek Medler ile Persler'e verilecek."

Krallığın günleri sayılıydı, krallık bölünecekti ve Medler ile Perslerin eline geçecekti.
Belşassar o gece öldürüldü ve Medli Darius krallığı ele geçirdi. Sonra da MÖ 539'da Akamanış kralı Keyhüsrev bu yazıda yazılanları tam olarak gerçekleştirmiş, Nabunaid'in krallığına son vermiştir.

Keyhüsrev'in ilk emri sürgünlerin ülkelerine dönmeleri ve kendi seçtikleri tapınaklarda özgürce ibadet etmelerine izin vermek oldu.(Bu silindir British Museum'da bulunmaktadır.) Sonra da Yahudi sürgünler için özel bir bildiri yayınlayıp onların Yahuda'ya dönüp Kudüs'teki tapınağı yeniden inşa etmelerine izin verdi. Bunu yapmıştı çünkü Kitabı Mukaddes'te "Kiroş'u(Keyhüsrev) doğrulukla harekete geçirecek, yollarını düzenleyeceğim.  diyen Yahudi Tanrısı Yahweh'ti.

Tabletlerde, stellerde veya yazıtlarda buna benzer bir çok rüya, görüm ve vizyon kayda geçirilmiştir. Eski dönem tanrı ve tanrıçalarının bir uzaylı türü olduğunu ve adlarına Anunnakiler, Nefilimler ya da Neteru yani Muhafızlar dendiğini kabul eden bizlere göre bu türün rüyalara erişim teknolojileri bulunmaktadır. Bu sayede önceleri halk içinde görülen tanrı ve tanrıçaların bir müddet sonra görünmemeye başladıklarını ve isteklerini rüya, görüm ve vizyonlarla insanlara yaptırmaya çalıştıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu da sonuç olarak onları tanrılaştırmamıza vesile olmuştur. (Gök Türk)





Sin Tapınağı'nı resimleyen ve bizim kullanmamıza izin veren Ezoterik Araştırmacı Rüya Uğurlu'ya çok teşekkürler.


Kaynaklar:
Zecheria Sitchin, İlahi Karşılaşmalar
http://www.urfahizmet.com/yazarlar/kose_yazilari/cigdem_koksal_schmidt/2203
http://encyclopedia2.thefreedictionary.com/Nabunaid
https://archive.org/details/abuhabbacylinde00pringoog
http://en.wikipedia.org/wiki/Nabonidus

Nabunaid



9 Eylül 2014 Salı

Sümer Yıldız Haritası - MÖ 3300



Sümer Yıldız Haritası

19. yüzyılın sonlarında Irak Ninova'daki Asurbanipal kütüphanesinden kurtarılan Sümer tabletinin Asur kopyası olarak kabul edilen bu parça MÖ. 3300 yılıyla eşleşmiştir. Üstündeki çivi yazısı işaretlerinin bazıları mükemmel biçimde korunmuş olmasına karşın, tableti deşifre etme işine girişen az sayıda bilgin "En Kafa Karıştırıcı Mezopotamya Belgesi" diyerek işin içinden çıkamamıştır.

1912'de, o sıralarda British Museum'daki Asur ve Babil antika eserleriyle ilgili müze müdürü olan L.W. King, sekiz parçaya bölünmüş olan diskin titizlikle bir kopyasını çıkarmış,hasar görmemiş kısımların diğer herhangi bir kadim el sanatı ürününde görülmemiş geometrik desenler taşımakta olduğunu ve bir hayli büyük bir kesinlikle tasarlanarak çizilmiş olduğunu görmüştür: Oklar, üçgenler, kesişen çizgiler ve hatta dahaönceden kadim zamanlarda bilinmediği düşünülen bir geometrik matematiksel eğri olan bir elips içermekteydi bu işaretler. 

Ernst F. Weidner ilk kez 1912'de yayınlanan bir makalede "Babyloniaca: Zur Babylonischen Astronomie" ve sonra da başlıca ders kitabı "Handbuch der Babylonischen Astronomie'de" (1915) tableti derinlemesine inceleyip bir anlam çıkmadığı sonucuna varmıştır.

Weidner çeşitli kısımlar içine yazılmış olan geometrik şekiller ve yıldızlar veya gezegenlerin adları (anlamları ve amaçları açık olmasa da) okunabilir veya anlamlı iken, ( birbirine 45 derece açıyla uzanan) çizgiler boyunca yazılmış olanlar bir anlam ifade etmediği için çaresiz kalmıştı. Bunlar hiçbir değişikliğe uğramadan Asur lisanında tekrarlanan bir dizi heceden oluşmaktaydı. Tüm bunlar neticesindeki başarısızlığı nedeniyle Weidner plâkanın hem astronomik hem de astrolojik olduğu ve tekrarlanan heceler içeren diğer birkaç metin gibi şeytan çıkarmada kullanılan büyülü bir tablet olarak kullanıldığı sonucuna varmış, böylece, bu eşsiz tabletle daha fazla ilgilenilmesini önlemiştir.


Tablet, bir "Astrolabe", bilinen ilk astronomik bir araçtır ve içeriği gökyüzü ile birebir eşleşmiştir. Alan Bond'un ve Mark Hempsell'in yazmış oldukları kitaptaki tezleri sonucunda bu tablet 2008'den beri "A Sumerian Observation of the Kofels' Impact Event." olarak anılmaktadır.

Ancak tablette yazılanlar, Asurca sözcük işaretleri olarak değil de Sümerce sözcük-heceleri olarak okunsaydı tamamen farklı bir anlam kazanacaktı ve çözümün kapısı aralanacaktı. Tabiki de o dönemde tabletin Sümerce'den Asurca'ya kopyalandığının tahmin edilmesi zordu.



Parçalardan birine baktığımızda (I diye numaralandırabiliriz), eğer buhece sözcüklerin Sümerce anlamlarını girersek şu şekildeki anlamsız heceleri
na na na na ana a na nu (aşağı inen hat boyunca)
şa şa şa şa şa şa (dairenin çevresi boyunca)
şam şam bu bur Kur (yatay hat boyunca)
 kelimenin tam anlamıyla anlam kazanmaktalar.

Tabletin Sümerce okunmasıyla tanrı Enlil'in "gezegenlerin yanından giderken" gittiği yolu işaretleyen ve bazı operasyon talimatları da içeren bir yol haritası olduğu görülmüştür. 45 derece eğimli çizgi, uzay gemisinin "yüksek yüksek yüksek yüksek" bir noktadan "buhar bulutları" içinden geçip, buharsız olan daha aşağıdaki bir bölgeye, gök ve yerin buluştuğu bir ufuk noktasına doğru alçalışını belirtiyor gibi görünmektedir.

Ufuk çizgisine yakın göklerde, astronotlara verilen talimat anlamlıdır: Son yaklaşma için cihazlarını "kur kur kur"maları söylenir; sonra yere yaklaşırlarken aracı yavaşlatmak için " roketler roketler" ateşlenir, ama anlaşılan konma noktasına varmadan önce yükseltilmelidir ("yığma") çünkü yüksek veya engebeli bir araziden("dağ dağ") geçmek zorundadır.

Bu parçada sağlanan bilginin Enlil'in bizzat yaptığı bir uzay yolculuğu ile ilgili olduğu açıktır. Bu ilk parçada, bizlere bir açıda dönen bir çizgi ile bağlanan iki üçgenin kesin geometrik bir eskizi verilir. Çizgi bir rotayı temsil etmektedir zirayazı, eskizin "ilâh Enlil'in gezegenlerin yanından" nasıl gittiğini gösterdiğini açıkça belirtmektedir. Başlama noktası soldaki üçgendir; güneş sisteminin daha uzak kısımlarınıtemsil eder; hedef bölge sağdadır, yani tüm parçaların iniş noktasına doğru birleştikleri yerde.


Bilim dünyasının tablet hakkında çok farklı görüşleri bulunsa da bizlere göre kırılgan yapıdaki bu yıldız haritası başka bir metalden yapılma aslının sadece bir kopyasıdır. Bu kopyayı insanlar yapmış olsa da aslının insanlara hizmet etmediği çok açıktır. O dönemde uzay yolculukları yapabilen ve Sümer'de "Anunnaki", Mısır'da "Neteru yani Muhafızlar", Tevrat'ta "Nefilimler" olarak belirtilen türe aittir.

Kaynaklar:
Zecheria Sitchin, Onikinci Gezegen
http://www.bibleandscience.com/store/catalog/product_info.php?products_id=344
http://www.lexiline.com/lexiline/lexi249.htm
http://historicconnections.webs.com/mesopotamia.htm


Öğrenim Teknolojileri Milton D. Heifetz'in çalışmasıyla, MÖ 3300 deki göklerin şekli ortaya çıkarılmış ve Orion Sistemi merkezli bu harita Sümer Yıldız Haritasıyla birebir eşleşmiştir.