3 Eylül 2019 Salı

Kudüs-Ölüdeniz Turu 28 Ağustos-1 Eylül


1. Gün

Via Maris Turizm ile 28 Ağustos Çarşamba sabahı Sabiha Gökçen Havaalanında toplandığımızda geziye katılan herkesi büyük bir heyecan kaplamıştı. Çünkü yirmi dört kişilik ekiple üç büyük dinin ve sayısız tarikatın kutsal saydığı, tarihinde 2 kez yakılıp yıkılan, sayısız işgal geçiren Kudüs’e gidiyorduk.

Uçak saatinden üç saat önce alandaydık ve havaalanı güvenlik kontrollerine ek olarak birde İsrail güvenliği tarafından kontrol edildik. Sonunda uçağa bindik ve iki saatlik yolculuğumuzun ardından Tel Aviv Ben Gurion havaalanına indik. Güvenlik kontrollerinin ardından bizi bekleyen rehberimiz Ruti Bahar ile birlikte bizi bekleyen otobüsümüze hareket ettik. Tel Aviv ile Kudüs arasında giderken rehberimiz bize İsrail-Arap Altı Gün Savaşları hakkında bilgi verdi. Kudüs’e ilk girdiğimizde otobüsün camından Filistinli ve İsrailli insanları ilgiyle izledikten sonra dört gece konaklayacağımız Tantur Hills Hotel'e yerleştik. Öğlen yemeğinden sonra ilk ziyaret yerimize gittik; Davut Şehri ve Hezekiah Tüneli

Hezekiah Tüneli:


2700 yıl önce yaşanan Asur kuşatmasında şehre gizlice su sağlamak amacıyla yapılan bu tüneli çıplak ayaklarla geçme niyetindeydik. Fikrimizi söyleyince rehberimiz bu isteğimiz karşısında çok şaşırdı. Çünkü bu tünele başka tur grupları zaten gelmiyormuş, gelen olsa da içine girmiyormuş. Ancak onunda tur sonunda söylediği gibi biz çok ilginç ve özel bir gruptuk. Kendisinde dar alan fobisi olduğundan bize başka bir rehber buldu ve Hezekiah Tünelini grubun yarısıyla birlikte dizlerimize kadar ıslanarak geçtik.


Grubun diğer yarısı ise kuru tünelden geçti. Ayaklarım buz tutarken sırtımın terlediğini çok iyi anımsıyorum. Yürüyüşün sonuna doğru tüneli kazan işçiler tarafından yazılmış sonradan İstanbul Arkeoloji Müzesine getirilmiş Siloa Yazıtının bulunduğu yeri gördük. Tünelin sonundaki ışığı görünce aklıma Asur kuşatmasının nasıl bittiğini anlatan Yeşeya Kitabının ilgili satırları geldi:

“RAB'bin meleği gidip Asur ordugahında yüz seksen beş bin kişiyi öldürdü. Ertesi sabah uyananlar salt cesetlerle karşılaştılar.”

17.45’te ise Ağlama Duvarı ve altındaki mahzen ziyareti için hareket ettik.

Ağlama Duvarı:


Yahudilerin, Süleyman'ın Kudüs’te yaptırdığı tapınaktan kaldığına inandıkları ve kutsal kabul ettikleri bu duvarın önüne geldik. Tapınağın yıkılışına ağıt yakmak için gelenler nedeniyle "ağlama duvarı" olarak adlandırılan bu duvarı şimdilik es geçtik çünkü mahzenler için randevu saatimiz yaklaşıyordu. Ağlama duvarının altındaki 13 taş dizesinden oluşan ve sonradan tünel şeklini almış olan bu özel yere sadece randevuyla girilebiliyordu ve bizim randevumuz Via Maris Turizm tarafından çok önceden alınmıştı. Şunu da ekleyeyim gezinin bu kısmı da tıpkı Hezekiah Tüneli gibi standart turlarda bulunmamaktadır. Hiçbir sorun yaşamadan mahzenlere girdiğimizde rehberimizin vermiş olduğu bilgilerden sonra o özel taşlarla karşılaştık.


Merdivenden inince dört devasa taş(Baalbek ve Mısır Piramitlerini andıran) görülmekteydi. Ağlama duvarının ana sırası adı verilen 40 metrelik bu kısmını pürüzsüz bloklar oluşturmaktaydı. Bu dört taş bloğundan birisi 14 metre uzunluğunda 4 metre genişliğinde 600 ton ağırlığındaydı. Bu ana sıra bir başka taş blok sırası üzerine oturtulmuştu. Bu taş bloklarda toprağın altında kalmış 13 sıra taş bloğun üstünde bulunmaktaydı. Duvarın kaya yatağına oturduğu yerdeki gerçek zemin kuzeyden güneye doğru yüksekten alçağa doğru uzanan bir eğime sahipti. Burası bize göre 12500 yıllık yapıdan kalmıştı.

Tünellerdeki gezintimizin ardından Ağlama Duvarına tekrar döndük ve ibadet eden Yahudileri izledik. Bu hoş deneyimlerin ardından otobüsümüze binerek akşam yemeği için otelimize döndük. Çok fazla yorulmuştuk ve ertesi gün için dinlenmeye ihtiyacımız vardı.

2. Gün

Via Maris Turizm ile yaptığımız turun ikinci gün planında sadece Kudüs vardı ve uzun bir yürüyüş günü bizi bekliyordu. Otobüsümüze atlayarak ilk ziyaret yeri Falih Rıfkı Atay’ın üzerine kitap yazdığı Zeytin Dağı’na gittik.


Zeytin Dağı’ndan karşıya bakıldığında Kubbet-üs Sahra ve Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Tapınak Tepesi görülüyordu. Birazcık manzara keyfinin ardından taş mezarlara paralel bir yoldan aşağıya doğru yürüyüşe geçtik. Orada bizi bekleyen üç adet kiliseyi ziyaret ettik; Rusların Mary Magdalene, Yükseliş Kilisesi ve Bahçesindeki İsa’nın zeytin ağaçlarından çıkan zeytinyağını direk Vatikan’a yollayan Gethsemane Kilisesi. Meryem ana mezarına yaptığımız ziyaretten sonra aşağıda bizi bekleyen otobüsümüze binerek asıl gideceğimiz yere, Tapınak Tepesine doğru yola çıktık. Hepimizi hoş bir heyecan kaplamıştı ve kısa bir yoldan sonra Şam Kapısından içeri girdik. İsa’nın Çile Yolundan geçerken sağda solda satılan dikenli taçlar ve kocaman bir haç taşıyan Hristiyan kafile dikkatimizden kaçmadı. Hatta yani Günah Kapısındaki İsrailli askerlerin kimlik kontrolü sonrası dev platforma adımlarımızı attık.

Tapınak Tepesi:


Tapınak tepesi yatay, biçimi hafifçe bozuk dikdörtgen bir taş platformla örtülüydü ve platformun boyutu yaklaşık 500x300 metreydi. En ilginci ise Moriya tepesinin doğal kaya yatağı kuzeyden güneye doğru hayli eğimliydi ve bu yüzden de tapınağın düz olabilmesi için büyük bir dolgu harekâtı gerekmiş olmalıydı. Ancak böylesine büyük bir dolgu harekâtı ile ilgili hiç bir kutsal kaynakta bilgi verilmemişti. Peki, bu platformu inanılmaz bir matematik bilgisiyle böyle büyük bir dolgu harekâtını kim yapmıştı?

Bu arada Tapınak tepesi 1967 İsrail-Arap Altı gün savaşından sonra İsrail idaresine geçmiş. Ancak İsrail Hükümeti tapınak platformunu ve bunun üstündeki yapıları idare etmesi konusunda Müslüman vakıfları yetkilendirmiş. Yani o tepede yetki sadece Müslümanlardaydı. Bu özel platforma adımlarımızı atıp karşımıza baktığımızda Kubbet-üs Sahra tüm ihtişamıyla orada duruyordu.

Kubbet-üs Sahra:


Halife Ömer tarafından M.S. 691 yılında bu kutsal kayanın üzerine inşa edilen Kubbet-üs Sahra, 1943’te Ürdün tarafından onarılarak bugünkü görünümünü almış. Üstünü ünlü yaldızlı kubbenin kapattığı sekiz köşeli bir bina olan Kubbet-üs Sahra, tapınak tepesi platformunun genelinden bir kaç metre yükseklikteki, taş döşeli bir platform üstünde bulunmakta. Hayranlıkla baktığımız bu yapının içine girmek için adımlarımızı hızlandırdık ve sonunda ortadaki kayanın olduğu yere gelebildik.

Kubbet-üs Sahra’nın iç kısmı Arapça temel taşı anlamına gelen es-sahra adıyla bilinen kutsal kayayı çevreleyen etkileyici sütunlarıyla renkli bir yapıydı. Tam ortasında bulunan kutsal kayanın çevresindeki zemin ayak seslerini emmek için halılarla örtülüydü. Kutsal kayanın çevresine ahşap korkuluklar ve parmaklıklar eklenmişti. Buna rağmen bazı yerlerden ellerimizi sokarak taşa dokunabiliyorduk.

Kutsal kaya 15x12 metre ölçülerinde toprağın üstüne çıkmış kocaman bir kayaydı. Üzerinde pürüzsüz düz satıhlar ve nişler sağlayan çeşitli biçimlendirmeler ve kesmeler bulunmaktaydı. Aslında Jeolojik açıdan altta uzanan doğal kayanın, taş platformun yüzeyinden 1,5-2 metre yükselti yapan yüzü olan bu kaya “Havada Asılı Kaya ya da Muallak Taşı” olarak bilinmekteydi. Gerçi kabul etmek gerekir ki bu kaya pek çok açıdan sıra dışı bir yükseltiydi. Görünen yüzü değişen derinlik ve boyutlarda olan dikdörtgenlerle ve uzunlamasına, dikey ve yatay oyuklar ve haznelerle etkileyici derecede bir hassasiyetle kesilip şekillendirilmişti.

Pek çok kaynağa göre ahit sandığı bu kayanın yüzeyine uzun düz kesiklerin ve diğer oyukların yapıldığı yere yerleştirilmiş, İbrahim peygamber burada sınanmış, Ahit sandığı burada korunmuş, Miraç ve İsra olayı burada meydana gelmiş.

İçi boş olan bu kayanın alt kısmına inen bir merdiven gördük. Bu merdivenden aşağıdaki mağaraya inilmekteydi ve kutsal kayanın altı bu mağaranın tavanını oluşturmaktaydı. Aşağı indiğimizde gördük ki zemin yine üstteki gibi halılarla kaplıydı. Orada sekiz uçlu yıldız sıra dışı bir siyah taş üzerine büyük bir incelikle işlenmişti ve buraya ilk mihrap denilmekteydi.

Rahatlıkla diyebilirim ki bu noktada inanılmaz bir enerji çıkışı bulunmakta. Ayrıca bu mağaranın daha da alt kısımları bulunmakta ancak bu alt kısımlarda ne olduğu veya boşluğun nereye gittiği iyi saklanan bir sır. İsraillilerin bu bölgeye girişi yasak olmasına rağmen radarlar ve sonar teknolojisiyle bu iç mağaranın altında kocaman bir boşluk olduğu belirlenmiş. Kim bilir belki de Ahit Sandığı hala oralarda bir yerde duruyor...

Mescid-i Aksa


Platformun güney ucunda Halide el Velid tarafından M.S. 8. Yüzyılda yapılan Mescidi El-Aksa Camisi bulunmaktaydı. Kubbet-üs Sahra’dan Mescid’i Aksa’ya giden yoldaki muhteşem enerjiyi en derinden hissettik sonra da camiye giriş yaptık.

Ziyaretlerimizin ardından çarşıdan geçerek öğlen yemeğimizi otantik bir mekanda yedik ve ardından Kudüs turumuz başladı. Akşam saatine kadar Müslüman Mahallesi, Yahudi Mahallesi, Hristiyan Mahallesi, Ermeni Mahallesi ve farklı mezhep kiliselerini ziyaret ettik.

Son gittiğimiz İsa’nın çarmıha gerildiği Kutsal Kabir Kilisesi çok etkileyiciydi.

Akşam olduğunda Kudüs gecelerine aktık. Gece olduğunda ise ortalama atılan 20 000 adımın yorgunluğu üzerimizdeydi ve sıcak bir duşun ardından yataklarımız bizi bekliyordu.

3. Gün

Via Maris Turizm ile yaptığımız Kudüs-Eriha turunun üçüncü günü bir önceki günün aksine otobüs yolculukları ile geçecekti. Bu yüzdende sabah erken kalkarak kahvaltımızı yaptık ve 7.30 gibi Eriha yollarına düştük. Otobüsün camlarından çıplak dağları seyrederken rehberimiz Ruti’nin İsrail’deki siyasi ve sosyal sistem hakkındaki verdiği bilgileri dinledik. Ruti; A Bölgesi, B Bölgesi, C Bölgesi, Dürzi Köyü vs derken kontrol noktasından geçerek Filistinlilere ait Batı Şeria bölgesine geçtik.

Bu topraklarda Filistin plakalı araçları bolca görmeye başlayınca rehberimize neden Kudüs’te bu araçları göremediğimizi sorduk. Filistin Hükümetinin bulunduğu Ramallah ile diğer Filistin şehirleri arasında gidip gelen bu araçların anlaşmalar gereği Kudüs’e girme durumları yokmuş. Bir süre sonra otobüsümüz çöl gibi bir yerde yol kenarına yanaştı ve Ruti bu noktanın deniz seviyesi olduğunu söyledi.


Ölüdeniz deniz seviyesinden yaklaşık 350 mt aşağıdaydı ve biz bu noktada bol bol resim çektirdikten sonra otobüse binerek yolumuza devam ettik.

İlk hedefimiz Ölüdeniz yani Türkiye’de Lut Gölü olarak bildiğimiz yerdi. Tuz oranı bakımından dünyanın üçüncü sırasında yer alan bu gölde suyun altına batmayacağımız söylenmekteydi. Büyük bir heyecanla hemen göl kenarındaki tesise girdik ve mayolarımızı giyip soluğu gölde aldık.


Göl son elli yıldır geri çekilmekteydi ve önceki iskeleler gölün şimdiki seviyesinden çok yukarıda kalmıştı. Göl kenarındaki çamurdan bir çok kozmetik ürün yapıldığını duyunca kafilemiz önce çamur banyosu yaptı ardından da göle girerek serinledi. Gerçekten de suyun altına batmak imkansızdı. Yüzenlere baktığımızda sanki hepsinin altında şişme yatak varmış hissi uyanmıştı bizde.

Keyifle geçen bir saatin ardından Ölüdeniz Yazmalarının bulunduğu Kumran Mağaralarına doğru yola çıktık.


Sonraki durağımız Şeria Nehriydi ve bunun için Ürdün sınırına gitmemiz gerekiyordu. Sağımız ve solumuzdaki mayın tarlalarının arasından geçip kontrol noktasına geldiğimizde tekrar İsrail askerlerini gördük. Güvenliği de geçince Şeria Nehrindeki Hristiyan kafileleriyle karşılaştık.

İsa’nın ilk kez Vaftizci Yahya tarafından vaftiz edildiği bu yerde Hristiyan hacılar özel kıyafetler giyerek vaftiz ediliyordu. Bize mi denk geldi bilemem ama alandaki Afrikalıların çokluğu dikkatimizi çekti.

Rehberimizin verdiği bilgilerden sonra ben de grubumuza Gılgamış ile Siduri’nin burada karşılaştığını, İlyas’ın gökyüzüne buradan alındığını, İsrailoğullarının Yeşu başkanlığında İsrail’e girişlerinin buradan yapıldığını anlattım. Verilen bilgilerin ardından bende dahil bir çok arkadaşımız ayaklarıyla Şeria Nehrine girdi.


Sonraki durağımız öğlen yemeği de yiyeceğimiz Dünya’nın en eski yerleşim birimi olarak kabul edilen Eriha’ydı. Anunnakilerinde bizzat yaşadığı bu şehir diğer çoğu turun güzergahında yoktu. Oradaki Filistinli tesislerden hurmalarımızı aldık. Yol boyunca cezaevi gibi çevrelenmiş Yahudi evleri dikkatimizi çekti.

Sonra da Masada Dağına otobüsümüz yolculuğuna başladı. Dikkatimizi çeken önemli noktalardan biri de yol boyunca benzin istasyonları ya da dinlenme tesislerinin olmamasıydı.

Masada Dağına geldiğimizde bizi bekleyen teleferiğe binerek tepedeki kaleye çıktık. Roma döneminde yapılan ve sonra Yahudilerin yerleştiği bu kale İsrailliler için bugün bile çok önemli bir yer. Bin kadar Yahudi burada üç yıllık Roma kuşatmasının ardından köle olmamak için toplu intihar etmiş.


Kalıntıları gezip tekrar teleferikle aşağı indikten sonra 4000 yıl önceki nükleer savaşın izlerini takip etmek için Ölüdeniz’in daha da güneylerine doğru yola çıktık. Bu kısım standart turların hiç birinde bulunmamaktadır. Maalesef ki Ein Bokek’e kadar gidebildik daha da güneye gidemedik.

Bizim amacımız daha da güneye gidip, İsrail Nükleer Araştırmalar Merkezinin önünden geçip, ibrahim’in yaşadığı Beer Sheva’ya uğramak ve farklı yoldan Kudüs’e geri dönmekti ancak Arap şöförümüz bu yoldan çok korktuğu için gidemedik. Neden korkulduğuyla ilgili sağlıklı bir açıklama alamadık ama gittiğimiz yoldan geri dönmek gerekiyordu ve akşam yemeğine yetişmek için Ein Bokek’ten geri döndük.

Ölüdeniz boyunca yaşanan nükleer savaşı mikrofonla anlattık, resimler çektirdik ve oteldeki akşam yemeğimizin ardından dinlendik.

4. Gün

Via Maris Turizm ile yaptığımız Kudüs-Eriha turunun dördüncü gününde üç ayrı şehre gidecektik ve erken kahvaltının ardından yollara düştük.

İlk durağımız Tel Aviv/Yafa limanıydı. Fotoğraflar çekildikten sonra Rothschild Bulvarı'ndan geçtik ve Haifa'ya doğru yola çıktık.


Yarım saatlik bir yoldan sonra dünyaca ünlü Bahai Bahçelerini otobüsten görünce hayran kaldık. Ufak bir tepecikten aşağıya kadar bir kemer gibi uzanan bu bahçeler göze çok hoş gelen simetrisiyle otobüsteki herkesi adeta büyülemişti. Biraz sonra otobüsümüz bizi tepeye çıkardı ve o bahçelerin içinde gezme fırsatı bulduk.


Haifa'dan sonra sıradaki şehir Akko’ya doğru yola çıktık. Bugün birçok dinden insanın birlikte yaşadığı bir şehir olan Akko vaktiyle Tapınak Şovalyelerine hizmet etmiş.

Akko’da otobüsten indiğimizde bir grup Cezzar Ahmet Paşa Camisini ziyaret etti. Cezzar Ahmet Paşa’yı bizler çok iyi tanımasak ta yabancılar çok iyi bilmekte çünkü Napolyon’u yenen ender komutanlardan birisi. Hatta cami ziyaretinden sonra bize izletilen kısa tanıtım videosunda Cezzar Ahmet Paşa ile Napolyon’un mücadelesi esprili bir şekilde gösterilmekte ve son sahne de Cezzar Ahmet Paşa, Napolyon’un kıçına bir tekme atmakta.


Akko’ya gelen Osmanlılar önceki şehrin üstüne ikinci bir şehri inşa etmişler. Bu yüzden her yapılan kazıda alttaki şehir kalıntılarına rahatlıkla ulaşılabiliyor. Eski çağlardan kalma gibi görülen Akko çarşısından geçerek eski şehir kalıntılarına ulaştık. Öğlen yemeğimizi de burada yedik. Yürüyüşün sonunda kalıntılara ulaştık ve yer altındaki eski şehre indik. Hospitaller ve Tapınak Şovalyelerinden kalan yapıların içinde gezmek hoş bir deneyimdi. Dönüş yolu yine çarşının içinden geçiyordu ve hızlı adımlarla otobüse ilerledik. Akşam yemeğinden sonra Kudüs Davut Kalesi'nde ışık gösterisini izledik.

5. Gün

Sabah tekrar Ağlama Duvarını ziyaret ettik ve ardından Kudüs Müzesine gittik. Ürdün'deki Tell-Ghassul kazı alanında bulunmuş olan ve Son Çağrı Anunnakilerle Temas Kitabımında kapak resminde kullandığım onikibin yıllık duvar resminin rekonstrüksiyonunu Kudüs müzesinde görmek hoş bir deneyim oldu.

1,5 saatlik çok özel turumuzdan sonra öğlen yemeğimizi yiyerek havaalanına gitmek için yola çıktık. Havaalanında İsrail polisinin çok ilginç sorularıyla karşılaştık ama rehberimiz Ruti Bahar çok güzel bir şekilde cevaplar verdi. Sonunda yemyeşil ülkemize doğru uçuşa geçmiştik ve herkesin yüzü gülüyordu.

Via Maris Turizm sahibi Neslişah Cevahir'e her bir anı kalite kokan bu tur için çok ama çok teşekkür ediyorum. Yine turumuza katılan çok değerli katılımcılara ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sıradaki turumuz 2020 sömestr tatilinde Mısır'a olacak...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder